Rubias Gratis

Archive for the ‘Cinsel Sağlık’ Category

Obezite kısırlığın da nedeni

May 15

Obezite kısırlığın da nedeni


Obezite kısırlığın da nedeni Türkiye’de erkeklerin yüzde 21’ini kadınların ise yüzde 42’sini tehdit eden obezite, kısırlık nedenleri arasında da önemli etkenlerden biri.ntvmsnbcGüncelleme: 09:36 TSİ 15 Şubat. 2012 Çarşamba

İSTANBUL – Çocuk sahibi olamayan çiftlerde incelenen noktalardan biri de kilo problemi. Uzmanlar, obezitenin adet düzensizliğinin yanı sıra yumurtlama problemine neden olduğunu ve gebelik oluşmasını engellediğini söylüyor.

Sağlık Bakanlığı’nın başlattığı ‘Obezite ile Mücadele Eylem Planı’ batılı ülkelerin sorunu olarak bilinen aşırı şişmanlık hastalığının Türkiye’de de ciddi boyutlara ulaştığını bir kere daha gösterdi. Türkiye’de erkeklerin yüzde 21’ini kadınların ise yüzde 42’sini tehdit eden obezite pek çok hastalığı da beraberinde getiriyor.

FAZLA YAĞ ÖSTROJEN DENGESİNİ BOZUYOR
Fazla sayıdaki yağ hücresinin östrojen dengesini bozduğunu, yüksek miktardaki östrojenin ise yumurtlamayı engellediğini ifade eden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hakan Özörnek, kilo ile doğurganlık arasındaki bağlantıyla ilgili şu bilgileri verdi: “Yüksek vücut kitle indeksi lokal endokrin ve metabolik bozukluk yaparak küçük yani olgunlaşma problemi olan yumurta gelişimine sebep olur. Artan kilo ile gelişen hiperandrojenizm (vücutta testosteron gibi erkeklik hormonlarının artması) ve yumurtlama bozukluğu doğal gebelik şansını düşürür. Gebe kalmak için en ideal vücut kitle endeksi 21-29 dur. Yapılan çalışmalarla obez kadınların yüzde 5 oranında kilo kaybetmesiyle adet düzensizliği vakaların yüzde 60’ında bu problemin ortadan kalktığı ve adetlerin tekrar düzene girdiği belirlenmiştir.”

\n\n\n

ŞİŞMAN ERKEKLER DE TEHLİKEDE
Dr. Özörnek şişmanlığın sadece kadınları değil, erkekleri de etkilediğine dikkat çekti. Şişman erkeklerin sperm kalitelerinin düştüğünü belirten Dr. Özörnek, “Çalışmalar, şişman erkeklerin sperm kalitesinin düşük olduğunu gösteriyor. Normalde erkeklerde yağ dokusundan östrojen hormonu az miktarda salgılanmaktadır. Obez erkeklerde yağ dokusunda testosteronun östrojene dönüşmesi artar. Dolayısıyla testosteron azalır ve buna bağlı olarak da sperm kalitesi düşer. Fazla kilosu olan erkeklerde hormon düzensizlikleri ideal kiloya sahip olanlara göre daha yüksektir” dedi.

HAMİLELİK PLANLIYORSANIZ KALORİ MİKTARINA DİKKAT
Özörnek’e göre, tüp bebek yaptıracaklarda da obezite yumurtalık cevabını azaltıyor, yüksek doz ilaca gereksinim doğuruyor ve tedavi süresini uzatıyor. Gelişen yumurta sayısının az olduğunu ve tedavinin yarıda kalma ihtimalinin arttığını belirten Özörnek, “Obez insanların bebeklerinde genetik anormallik ihtimali ve düşük olasılığı da artar. Sağlıklı canlı doğum oranı azalır” diye konuştu.

Gebelik planlayan bir kadının meyve, sebze, karbonhidrat ve etin dengede olduğu bir diyet uygulamasını öneren Dr. Hakan Özörnek, yanı sıra günlük kalori alımının normal vücut kilosunu koruyacak şekilde ayarlanması gerektiğini ifade etti.

Porno filmde prezervatif zorunluluğu

May 15

Porno filmde prezervatif zorunluluğu


Porno filmlerde prezervatif zorunluluğuABD’nin Los Angeles kentinde porno film oyuncularına çekimlerde prezervatif kullanma zorunluluğu getirildi. Geçen yıl bir porno film oyuncusu HIV pozitif çıkmış ve ülkedeki porno film yapımları bir süre askıya alınmıştı.BBC TürkçeGüncelleme: 09:30 TSİ 26 Ocak. 2012 Perşembe

İSTANBUL – Los Angeles Belediye Başkanı Antonio Villaraigosa’nın imzasıyla yayımlanan yasa, sağlık hizmeti veren çevrelerde memnunlukla karşılandı ancak porno film endüstrisinin önde gelen isimleri yeni kurallar yüzünden Los Angeles’ı terk etmek veya kent dışına çıkmak durumunda kalabileceklerini söylüyor.

Kentteki San Fernando vadisi, milyarlarca dolarlık Amerikan porno film endüstrisinin kalbi olarak nitelendiriliyor. ABD’de çekilen tüm porno filmlerin yüzde 90′ının Los Angeles’ta çevrildiği tahmin ediliyor. Yeni yasanın nasıl uygulanabileceği henüz belirgin değil. Kent belediye meclisi, güvenlik birimleri ve yargı makamlarıyla yasanın nasıl uygulamaya sokulabileceğini araştırıyor.

Merkezi Los Angeles’te olan AIDS Healthcare Foundation, yasayı memnunlukla karşıladı. Vakıf, porno film oyuncuların HIV ve cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklardan korunmasının önemine vurgu yaptı. Porno filmlerde prezervatif kullanılması zorunluluğunun getirilmesi için altı yıldır kampanya yürüten vakıf, şimdi ABD’nin başka yerlerinde de benzer uygulamanın zorunlu kılınmasına çalışacak.

“PREZERVATİF KULLANILAN FİLMLER RAĞBET GÖRMÜYOR”
“Los Angeles kenti, oyuncular açısından doğru olanı yaptı” diyen Vakıf Başkanı Michael Weinstein, Los Angeles’tan ayrılmayı düşünen porno film yapımcılarının yerleşecekleri yeni yerleri gözlem altına alacaklarını söyledi.

\n\n\n

Porno film sektörünün önde gelen yapımcılarıysa, prezervatif kullanılan filmlerin diğerleri kadar rağbet görmediğini ve bazı oyuncuların prezervatif kullanmayı tercih etmediğini belirtiyor.

Geçen yıl bir porno film oyuncusu HIV pozitif çıkmış, bu durum tüm ülkedeki porno film yapımlarının bir süre askıya alınmasına neden olmuştu.

var _rsCL,
_rsCI=”bbc”,
_rsCG=”0″,
_rsDT=1,
_rsDU=0,
_rsDO=0,
_rsX6=0,
_rsSI=escape(window.location),
_rsLP=location.protocol.indexOf(‘https’)>-1?’https:’:'http:’,
_rsRP=escape(document.referrer),
_rsND=_rsLP+’//secure-uk.imrworldwide.com/’
if (parseInt(navigator.appVersion)>=4)
{
var _rsRD=(new Date()).getTime(),
_rsSE=1,
_rsSV=”",
_rsSM=0.1
_rsCL=”

else
{
_rsCL=”

document.write(_rsCL)
$(function() {
$(‘#content h1′).before(‘
)

Aseksüel olmak

May 15

Aseksüel olmak


Aseksüel olmak 21 yaşındaki Jenny Goodchild, İngiltere’nin Oxford kentinde okuyan bir öğrenci. Herhangi birine cinsel ilgi duymadığını söylüyor ve kendisini ‘aseksüel’ olarak tanımlıyor. Peki, cinselliğin her geçen gün daha çok konuşulabildiği, cinselliğe ilişkin tabuların yıkıldığı bir toplumda aseksüel olmak ne demek?Kendisini aseksüel ve hetero-romantik olarak tanımlayan Jenny Goodchild’in 22 yaşındaki Tim ile ilişkisi var. Tim ise aseksüel değil.BBC TürkçeGüncelleme: 09:17 TSİ 20 Ocak. 2012 Cuma

Jenny Goodchild, Birleşik Krallık’ta kendisini aseksüel olarak tanımlayan yüzde 1′lik bir kesimin parçası. Aseksüeller, genellikle dini nedenlerden dolayı cinsel ilişkide bulunmayan, yani bir anlamda ‘bekarlık yemini’ etmiş olanlardan farklı. Çünkü bekarlık yemini etmek bir ‘tercih’ iken, aseksüellik ‘cinsel yönelim’ olarak tanımlanıyor.

ASEKSÜELLİK NEDİR?
Aseksüeller cinsel ilgi duymazlar. Kimileri aseksüelliğini fark etmesini “eve dönmek” ya da “kim olduğunu anlamak” diye tanımlıyor.

Aseksüelliğin şahsi tecrübe olarak hayatın bir dönemine mi yoksa tümüne mi yayıldığı tam olarak bilinmiyor. Birçok aseksüel için seks ve romantizm birbirinden ayrı kavramlar. Kimileri çok yakın romantik ilişki yaşıyor ama cinselliğe yanaşmıyor. Romantik ilişki yaşayan aseksüellerden bazıları kendisini hetero, gay ya da lezbiyen aseksüel olarak tanımlıyor.

\n\n\n

İnsanların ‘denemediysen, cinsellikten hoşlanıp hoşlanmadığını nereden bileceksin ki?’ dediklerini anlatan Jenny, görüşünü “Peki heteroseksüelseniz, sizinle aynı cinsten bir insanla cinsel ilişkiyi denediniz mi hiç? Hoşlanmayacağınızı nereden biliyorsunuz? Biliyorsunuz, çünkü ilgilenmiyorsunuz, denemiş olmanız ya da olmamanız fark etmez, ilginizi çekmiyor” sözleriyle açıklıyor.

Dünya genelinde, kendilerini aseksüel olarak tanımlayanların internetteki başlıca buluşma noktası olan AVEN, aynı zamanda aseksüellik üzerine en geniş kaynaklara sahip ortamlardan biri. AVEN, aseksüel kesim içinde duygusal ihtiyaçların, aynı cinselliğin var olduğu kesimde olduğu gibi, çeşitlilik gösterdiğini vurguluyor.

ROMANTİK Mİ DEĞİL Mİ?
Warwick Üniversitesi’nden Sosyolog Mark Carrigan, “romantik” ve “romantik olmayan” aseksüeller arasında bir farktan bahsediyor. Carrigan, kimi aseksüellerin herhangi bir romantik yakınlaşma içine girmediklerini, sıklıkla kendilerine dokunulmasını dahi istemediklerini söylüyor.

Carrigan’a göre, “diğer bir grup ise cinsel ilgi duymasa da romantik bir ilişki içinde olabiliyor. Yani cinsel olarak karşılık vermeseler de kimi insanlara yakınlaşmak, onlar hakkında daha fazla şey öğrenmek, bir şeyler paylaşmak isteyebiliyorlar.”

Bu, kendisini hetero-romantik olarak gören Jenni için geçerli. Cinselliğe ilgi duymasa da 22 yaşındaki Tim ile ilişkisi var. Tim ise aseksüel değil. Jenni, “Birçok kişi bencil olduğumu, Tim’i istediği her şeyi elde edemeyeceği bir ilişkiye hapsedip hapsetmediğimi soruyor. Kendisi gibi birisini bulup beraber olması gerektiğini söylüyorlar. Ama Tim mutlu görünüyor ve ben tercihi ona bırakıyorum” diyor.

Tim Jenni’yle zaman geçirmekten ve onu daha fazla tanımaktan memnun, ilişkilerinin romantik yönlerine yoğunlaştığını anlatıyor.

Tim, “Jenni bana ilk kez aseksüel olduğunu söylediğinde, tuhaf buldum ama sonra aseksüelliğin ne anlama geldiği konusunda varsayımlarda bulunmayacak kadar bilgim olduğunu düşündüm. İnsanlar genelde gece çıkınca biriyle beraber olmaları gerektiğini düşünürler ama benim hiçbir zaman seks saplantım olmadı” diye konuşuyor.

Ancak Jenni ve Tim sevgilerini birbirlerine sarılarak hatta öpüşerek gösteriyorlar.

ASEKSÜELLİĞE İLİŞKİN ARAŞTIRMALAR
Bugüne dek bir kaç bilimsel araştırmaya konu olan aseksüellik, neden kimi insanların cinselliğe ilgi duymadığı konusunda spekülasyonu da beraberinde getiriyor.

Jenni, kimilerinin aseksüelliği bir bozukluk olarak algıladığını ve ilaç içerse iyileşebileceğini düşündüğünü, hormonlarını kontrol ettirmesi gerektiğini söylediğini anlatıyor. Kimilerinin ise daha da ileri gidip çocukluğunda taciz edilip edilmediğini dahi sorduğunu.

Sosyolog Carrigan bu alanda yeterli bilimsel araştırma olmamasını, 2001 yılında AVEN kurulana dek gerçek anlamda aseksüel bir topluluğun da olmamasına bağlıyor. Carrigan, aseksüelliğin, kişilik bozukluğu olarak görülen ve kişinin cinsel istek duymasa da bunu sorunlu bulduğu durumdan farklı olduğuna dikkat çekiyor ve birçok aseksüele başta bu teşhisin konduğunu belirtiyor.

CİNSELLİK ANLAYIŞI SORGULANIR MI?
Carrigan, “50, 60 yıl önce insanlar kendilerini aseksüel olarak tanımlama ihtiyacı duyuyorlar mıydı ya da toplum onların cinsellikle ilgilenmediklerini kabulleniyor muydu? Sanırım bu noktada derinden bir değişim yaşandı” diyor.

Sosyolog Mark Carrigan, gelecekte aseksüel kesimin “hayatın içinde, görünür” olmasının, aseksüel olmayan insanlar üzerindeki etkisinin ne olacağını merak ettiğini söylüyor. “Homoseksüellerden önce heteroseksüellik diye bir kavram yoktu” diyen Carrigan, toplumun yüzde 1′inin aseksüel olduğunun daha çok farkına varılması gerektiğini söylüyor. Carrigan bu durumun, insanlara kendi cinselliklerini de sorgulatacağı ve cinsellik anlayışlarını değiştireceği görüşünde.

var _rsCL,
_rsCI=”bbc”,
_rsCG=”0″,
_rsDT=1,
_rsDU=0,
_rsDO=0,
_rsX6=0,
_rsSI=escape(window.location),
_rsLP=location.protocol.indexOf(‘https’)>-1?’https:’:'http:’,
_rsRP=escape(document.referrer),
_rsND=_rsLP+’//secure-uk.imrworldwide.com/’
if (parseInt(navigator.appVersion)>=4)
{
var _rsRD=(new Date()).getTime(),
_rsSE=1,
_rsSV=”",
_rsSM=0.1
_rsCL=”

else
{
_rsCL=”

document.write(_rsCL)
$(function() {
$(‘#content h1′).before(‘
)

Bir seks bağımlısının öyküsü

May 15

Bir seks bağımlısının öyküsü


Bir seks bağımlısının öyküsü“Kadınlar beni pek sever, doğrusunu söylemek gerekirse ben de gayet başarılıyım kadınlarla ilişkilerimde” bu sözlerin sahibi seks bağımlısı İngiliz komedyen Jeff Leach, 300′den fazla kadınla cinsel ilişki yaşadığını ve artık bu soruna çare bulmak istediğini söylüyor. BBC TürkçeGüncelleme: 16:41 TSİ 11 Ocak. 2012 Çarşamba

İSTANBUL – Steve McQueen’in son aylarda büyük yankı uyandıran ve seks bağımlısı bir erkeğin yaşadıklarını anlatan filmi “Shame” (Utanç) bu hafta İngiltere’de gösterime giriyor. Peki, seks bağımlısı olmak nasıl bir şey? Bu soruya kendi hayatından kesitlerle yanıt veren seks bağımlısı bir İngiliz, 27 Yaşındaki komedyen Jeff Leach cevap veriyor.

Şimdiye kadar 300′den fazla kadınla cinsel ilişki yaşadığını ve artık bu soruna bir çare bulmak istediğini söyleyen Leach, “Bazen haftada 10′dan fazla kadınla yattığım oluyor. Ama artık kendimi değiştirmeye kararlıyım” diyor ve içinde bulunduğu durumu şöyle anlatıyor:

“Tek bir kişiye sadık kalacağım bir ilişkiyi yürütüp yürütemeyeceğimi görmek istiyorum. Başından beri nerede hata yaptığımı anlamak istiyorum. Her bekâr kadına, yatılabilecek biri gözüyle bakmak beni sefil ediyor, yoruyor. Kendimi anlamsız ve gayet yüzeysel hissediyorum. Ve sonuçta, çok büyük bir yalnızlık duyuyorum.

\n\n\n

“SEKS BAĞIMLILIĞINI KONTROL ALTINA ALMAK İSTİYORUM”
30′uma yaklaşıyorum. Arkadaşlarım yavaş yavaş bir düzen kurmaya başladı, ben de bunun hep böyle devam etmeyeceğinin farkındayım. Ortalama bir İngiliz erkeğinin hayatında 13, İngiliz kadınının da 7 kişiyle cinsel ilişki yaşadığı söylenir. Ben bu istatistiğin çok ötesindeyim. Seksle ilgili davranış tarzımın normal olmadığını fark ettim. Bağımlılığa yatkın biriyim ben, alkol ve uyuşturucu gibi diğer bağımlılıklarımı kontrol altına aldıktan sonra, seks bağımlılığım, yüzleşmek zorunda olduğum son engel bir bakıma.

“KIZ ARKADAŞIM BENİ ‘BENCİL’ DİYE TANIMLADI”
Ölürken tek başıma olmak istemiyorum. Baba olmak istiyorum. Kendimi daha iyi anlayabilmek için, neden tek kadınla yetinebilen bir erkek olamadığımı anlayabilmek için, eski sevgililerimle konuştum.300′ü aşkın kadınla yatmış olmak, tabii yüzlerce telefon konuşması yapılmasını, e-posta, Facebook ve Twitter mesajı gönderilmesini gerektiriyor. Eski kız arkadaşlarım, eski sevgililerim, geçmişte kalan ‘bir gecelik macera”larım, bana olumlu destek verdiler, adım attığım bu yolda bana gerçekten yardımcı olmak istediklerini söylediler. Eski kız arkadaşım Nicola, beni ‘bencil’ diye tanımladı. “Çok bencildin, birçok defa kendimi çok rahatsız hissettirdin bana. Jeff ne istiyorsa onu yapıyordu” dedi.

Birlikte en uzun ilişkiyi yaşadığım Claire, “hep üzüntü yaşama, kırılma korkusu çektiğini” söyledi. “Senin iyi bir erkek olabileceğini düşünmüyordum. Seninle bir ilişkiye girmek istemiyordum. Bir kadın olarak seni tatmin edebileceğime, dikkatini hep üzerimde tutabileceğime inanmıyordum. Beni aldatırsan bunun beni mahvedeceğini düşünüyordum” dedi Claire.

Bunları işitmek beni üzdü. Acaba geçmişte kaç kadın “ondan hoşlandığımı söylemektense, kendimi korumak için, onu uzak tutmalıyım” demişti ve ne fırsatlar kaçırmıştım kim bilir?

Clare adlı bir diğer eski kız arkadaşım da, kolayca incinebilir tarafımı gizlediğimi söyledi. İlk aşkımla yaşadığım acıyı bir daha tekrarlamak istemiyordum. Peki, ama incinebilir olmaya nasıl razı olabilecektim?

Her kadınla geçirdiğim zamanı sınırlı tutarak, bir kadınla bir gece birlikte olup kendisini dünyamın merkezindeymiş gibi hissettiriyor, sonra iki üç hafta boyunca hiç aramıyor ve böylece kendimi o ilişkiden uzaklaştırma olanağını buluyordum.

SEKS BAĞIMLILIĞI NEDİR?
Seks ve ilişki alanında uzman psikoterapist Paula Hall ile görüşmeye gittim. Bana bağımlılık belirtilerini söyle saydı:

“Seks bağımlılığı, her türlü kontrol dışı cinsel davranış demektir. Bir takım cinsel davranışlar içine giriyorsanız ve o ilişkiden ne elde ettiğinizi anlamıyorsanız, niçin o ilişkiye girdiğinizi aslında bilemiyorsanız, yine böyle bir şey yaptığınız için pişmanlık duyuyor ama tekrar tekrar aynı şeyi yapmaya yöneliyorsanız, bu durumda büyük olasılıkla bir bağımlı olduğunuz söylenebilir.”

Paula Hall bana, “Kendini sevmeyi öğrenmen gerek. Ve kendi başına yaşayabilmeyi” dedi.

“SEKSİ BİR İLİŞKİNİN DIŞINDA KALMAK İÇİN KULLANIYORSUN”
Çocukluğumu hatırlıyorum. Ailemle mutlu bir çocukluk geçirdim, tatillere giderdik, babam omuzlarına bindirir gezdirirdi. Annem babam iyi geçiniyor gibiydi. Sonra, 7-8 yaşlarımdan itibaren tek hatırladığım şey, anne ve babamın kavgalarıydı. Acaba bir yanım, birbirine bağlı insanların ilişkilerinin bile ne kadar sefil hale geldiğini gördükten sonra, kendimi böyle bir duruma sokmamam gerektiğini mi söylüyor bana?

Seks ve ilişki terapisti Paula Hall, benim cinsel davranışlarımı irdelerken, “Seksi, bir ilişkinin dışında kalmak için kullanıyorsun. Sürekli olarak birçok ilişkiye birden girmek suretiyle, tek bir kadına bağlanmaktan kurtulmuş oluyorsun. Sanırım bu bağımlılığının kökeninde, duygularını yaşamaya fırsat bulamamış, sesini duyurmaya çalışan küçük bir çocuk var. Korkularını, onlarla yüzleşinceye kadar alkol, uyuşturucu ve seksle boğmaya devam edeceksin” dedi.

“DEĞİŞME ARZUSUNDAYIM”
Bütün bu dinlediklerimden öğrendiğim şey, sürdürdüğüm hayat biçiminin kısa ömürlü olduğuydu. Kadınların, benim hakkımda, “evet, cinsel tarafı var ama bu maceracı yanı, birini sevebilecek ve biri tarafından sevilebilecek düzgün bir adam olmasını engellemiyor” diye düşünmesini istiyorum.Michael Fassbender ‘Shame’ filminde seks bağımlısı bir erkeği canlandırıyor.
Artık gayet iyi anladım ki, kendimle mutlu olmaya ve kendimi sevmeye başlamadan, bu mümkün olmayacak. O yüzden de bu işin üstesinden geleceğim… Ama bu, düşündüğümden çok daha zor oldu. Bir psikoterapistle birlikte çocukluğuma dönmek, terk ettiğim çok sayıda kadından yaptığım hataları dinlemek bende derin bir bunalım yarattı. Yine de geçirdiğim bu süreç, cinsel isteklerimi kontrol altına alma ve kadınlarla yeniden dostluk kurabilme anlamında, yeni bir dönem başlattı hayatımda.

“BU BİR HASTALIK”
Niçin böyle olduğumu, bir bağımlı olarak, sık sık yaşadığım sıra dışı arzuları niçin hissettiğimi anlayabilme yolunda yürüyorum. Belki bu hastalığımdan hiçbir zaman kurtulamayacağım inanın bana, bu bir hastalık gerçekten de…

Ama hiç değilse artık dürüstçe kendimle yüzleşebiliyor ve durumumu iyileştirmek için çaba harcama cesaretine sahip olduğumu biliyorum.”

var _rsCL,
_rsCI=”bbc”,
_rsCG=”0″,
_rsDT=1,
_rsDU=0,
_rsDO=0,
_rsX6=0,
_rsSI=escape(window.location),
_rsLP=location.protocol.indexOf(‘https’)>-1?’https:’:'http:’,
_rsRP=escape(document.referrer),
_rsND=_rsLP+’//secure-uk.imrworldwide.com/’
if (parseInt(navigator.appVersion)>=4)
{
var _rsRD=(new Date()).getTime(),
_rsSE=1,
_rsSV=”",
_rsSM=0.1
_rsCL=”

else
{
_rsCL=”

document.write(_rsCL)
$(function() {
$(‘#content h1′).before(‘
)

Mavi hap kör ediyor

May 15

Mavi hap kör ediyor


Mavi hap kör ediyor Cinsel gücü artıran ilaçların, sadece yarım saat içinde körlüğe sebep olabildiği belirlendi. Kayda geçmeyen vakalar nedeniyle tam bir sayı verilemiyor. Bu ilaçlara bağlı körlüğün tedavisi ise mümkün değil. ntvmsnbcGüncelleme: 17:18 TSİ 07 Ocak. 2012 Cumartesi

İSTANBUL – Cinsel gücü artıran ilaçları kullanan kişilerde, tedavi edilemeyen körlük riski oluştuğu saptandı. ABD’de, ilacın reklamında bu riskle ilgili uyarı yapılması zorunluluğu getirilirken, Türkiye’de de bu ilacı kullanan hastalardan kör olanlar olduğu öğrenildi.

Sabah’ın haberine göre Dünya Göz Hastanesi tarafından düzenlenen “Söz gözün uzmanlarında” adlı konferansta, bu alandaki yeni çalışmalar tartışıldı. Amerika’nın en büyük dünyanın ise üçüncü göz hastanesi olan Philadelphia’daki Wills Eye Hastanesi’nden Nöro Oftalmoloji Bölüm Başkanı Profesör Robert Sergott, cinsel gücü artıran ilaçların göz üzerinde önemli yan etkilerini saptadıklarını açıkladı.

İDDİALAR 7 YILDIR GÜNDEMDE
Yüksek tansiyon, kolesterol ya da diyabet hastası olan ve bu ilaçları kullanan kişilerin körlük riski taşıdığı iddiası 2005′ten beri gündemdeydi. 150′nin üzerinde yayımlanmış makalesi bulunan Prof. Dr. Sergott, bu tür riskleri bulunmayan kişilerin de ilaç nedeniyle ani körlük yaşayabileceğine dikkat çekerek, “Bu ilacı alan hastalarda gözün optik sinirleri bir tür kriz geçiriyor. Damarlar aniden tıkanıyor ve bazen tek, bazen iki gözde aniden körlük oluşuyor. Kimi zaman da gözler yalnızca mavi beyaz görebiliyor” dedi.

\n\n\n

BAŞKA İLAÇTA YOK
Başka hiçbir ilacın bu tip ani körlük oluşturmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sergott şöyle devam etti: “İlacı aldıktan yarım saat sonra hızla gelişen bir şekilde körlük meydana gelebiliyor. 100 bin vakada 3-4 kişide geliştiği açıklandı ancak bu konudaki veri toplama çalışmaları devam ediyor. Körlüklerin bu nedenle oluştuğu tahmin edilemiyordu, şimdi araştırmalar yoğunlaştı.”

Sergott, ilaçlar pazara çıktığında bütün klinik testlerinin yapıldığını ancak bu etkilerinin kullanıma bağlı olarak fark edildiği de sözlerine ekledi. Hastaların ilacın bu etkisini kabullenmedikleri için gözlerini kaybedebildiklerinin altını çizen Prof. Sergott, “Kaliforniya’da bir hastam bu nedenle önce bir gözünü kaybetti. İlacı kullanmaya devam etti, kendisini uyardık ancak hemen ardından diğer gözü de kör oldu” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE 2 VAKA
Cinsel gücü artırıcı üç ilaçta da aynı sorunun ortaya çıktığını özellikle vurgulayan Prof. Dr. Robert Sergott, körlük oluştuktan sonra düzeltme şansı bulunmadığına ve erken teşhis edilemediğine de işaret etti.

Konferansın moderatörü olan Dünya Göz Hastanesi doktorlarından Umur Kayabaşı da, Türkiye’de reçetesiz bile satılabilen bu ilaçlara ilişkin körlük vakalarının yaşandığını anlatarak, “Türkiye’de bu nedenle kör olan iki vakamız oldu. Hastalar öncelikle bu ilaçları kullandıklarını söylemek istemiyorlar. Körlükle bir bağlantı kuramadıklarından önlem de almıyorlar” dedi.

‘TÜRKİYE’DE YAN ETKİLER BÜYÜTEÇLE OKUNABİLİYOR’
Prof. Dr. Aykan Canberk (İstanbul Üniversitesi Farmakoloji Bilim Dalı): Körlük ihtimali düşük bile olsa yine de uyarmak gerekiyor. Bu ilaçlar geçici körlüğün yanı sıra kalıcı körlük de yapabiliyor. Özellikle diyabeti olan kişilerin dikkatli olması gerekiyor. Kontrol edilemeyen yüksek tansiyon ve diyabet vakalarında cinsel gücü artırıcı ilaçlar istenmeyen yan etkiyi yapabiliyor. Türkiye’de ilaçların prospektüslerinde büyüteçle okunabilecek kadar küçük olarak ‘geçici körlük yapabilir’ yazıyor. Bu yeterli değil.

Cinsel sağlık hasta okulu açıldı

May 15

Cinsel sağlık hasta okulu açıldı


Cinsel sağlık hasta okulu açıldıDünyada her üç yetişkinden biri en az bir cinsel sorun yaşıyor. Türkiye’de 10 erkekten 7’sinin sertleşme problemi var. Uzmanlara göre, utanıldığı için tedavi edilmeyen cinsel sorunlar, fiziksel ve psikolojik problemleri beraberinde getiriyor.ntvmsnbcGüncelleme: 11:46 TSİ 12 Mart. 2012 Pazartesi

İSTANBUL – Cinsel sağlığın genel sağlığın önemli bir parçası olduğunu belirten uzmanlar, cinsel sorunların yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürdüğünü belirtiyor. Hattat Klinik’te ücretsiz “Cinsel Sağlık Hasta Okulu” çalışmaları yapan Prof. Dr. Halim Hattat, Cinsel Sağlık Hasta Okulu projesinde amacın konuşulmayan ve paylaşılmayan cinsel sorunları masaya yatırmak olduğunu söylüyor. Prof. Hattat, “Bu toplantılarda cinsel sağlık ve ilişki sağlığı ile ilgili son bilgileri, araştırma sonuçlarını ve tedavi yöntemlerini paylaşmayı amaçlıyoruz. Katılımcılara sıkılmadan ve çekinmeden bilgi alabilecekleri bir ortam yaratmaya çalışıyoruz” diyor.

Birincisi geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen Cinsel Sağlık Hasta Okulu toplantıları 2 ayda bir düzenlenecek ve bir sonraki toplantı Mayıs ayının 2. Cumartesi günü yapılacak.

Cinsel problemi olan her 10 kişiden yalnızca birinin hekime başvurduğunu belirten Prof. Hattat, “Araştırmalar hastaların yüzde 62’sinin cinsel sorunlar nedeniyle özgüveninin kaybolduğunu, yüzde 21′inin de ilişkilerinin bittiğini gösteriyor. Bu yüzden ailelerin cinsel sağlık konusunda bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri büyük önem taşıyor. Ayrıca cinselliği etkileyen her şey kalbi, beyni ve tüm diğer sistemleri de etkiliyor. Cinsel sağlığa olumsuz etki edecek risklerin ortaya çıkarılıp, varsa cinsel sorunların tedavi edilmesi genel sağlığı da olumlu etkiliyor“ diye konuşuyor.

\n\n\n

TEDAVİ EDİLMEYEN SORUNLAR BÜYÜYOR
Hattat,“Cinsel fonksiyon bozukluğu nasıl hissetmenize neden oluyor? diye sorduğumuzda en sık aldığımız yanıtlar arasında kendine güvende azalma, endişeli, öfkeli, üzgün, depresif, cazibesiz ve mutsuz hissetmeleri yer alıyor. Aynı şekilde hastaların partnerleri de kendilerini kızgın, utanç içinde, endişeli, şaşkın hissediyor, çoğunun kendisine olan güvenini azalıyor, kendilerini çekici hissetmiyor. Ancak cinsel sorunlarınızı kabul edip, bununla yaşamak zorunda değilsiniz. Bütün cinsel sorunların tedavisi bulunuyor” diyor.

SORUN SADECE PSİKOLOJİK KÖKENLİ DEĞİL
Prof. Hattat ilk mesajın öncelikle cinsel fonksiyon bozukluklarının sadece psikolojik olmadığını göstermek olduğunu söylüyor. Cinsel fonksiyon bozukluklarının kaynaklandığı sorunlar hakkında Prof. Hattat’ın verdiği bilgiler ise şöyle: “Cinsel sorunlar diyabet, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, prostat hastalıkları veya ürolojik sorunlar, MS, omurilik hasarı veya geçirilmiş operasyonlara ait sinir sistemi sorunları, testosteron, prolaktin, tiroid gibi hormonların dengesizliği, depresyon gibi psikolojik hastalıklar, kullanılan ilaçlar hatta sigara-alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, hareketsiz yaşam, aşırı stres, kilo fazlalığı gibi hayat tarzı faktörlerine bağlı olarak da gelişebiliyor. Bunların yanında yanlış cinsel bilgiler, size, partnerinize veya ilişkinize ait faktörler de cinsel sorunların oluşmasına zemin hazırlayabiliyor. Burada önemli olan cinsel sorunlarınızın bir uyarıcı nitelik taşıyabileceğini bilmeniz, vakit kaybetmeden doktorunuza başvurup en uygun tedaviyi almanızdır.”

“UTANMAYIN, BİR UZMANLA PAYLAŞIN”
Birçok hastanın utandığı için doktora başvurmadığını belirten Hattat, tedavi edilmeyen cinsel sorunların artacağını belirtiyor ve önerilerini şöyle sıralıyor: “Tedavi edilmeyen cinsel sorunların fiziksel, psikolojik ve duygusal sorun yaratacağını bilmelisiniz. Sağlıklı cinsel fonksiyonlara sahip olmak istiyorsanız işe konuşmakla başlayın. Kendi istek ve beklentileriniz ile partnerinizin arzularını öğrenin. Cinsel sorun yaşadığınızda bunu içinizde tutmayın, utanmayın, paylaşın. Doğru cinsel bilgileri edinmeye çalışın. Şehir efsanelerinden uzak durun. Eş-dost-komşu tavsiyeleri ile uygulayacağınız yanlış tedavilerden kaçının. Sağlıklı cinsellik tüm vücut sağlığınızın da iyi olduğunu gösteren bir bulgudur. Cinsel sorunlar yaşadığınızda vücudunuzda da bir sorun olabileceğini hatırlayın. Tatminkâr ve mutlu cinsel beraberliklerin sadece fiziksel değil, duygusal ve psikolojik tatmin de sağlayacağını hatırlayın.“

Cinsel eğitim kitabı yasaklandı

May 15

Cinsel eğitim kitabı yasaklandı


Cinsel eğitim kitabına müstehcen yasağıMalezya’da müstehcen olduğu, kamu çıkarlarını ve sosyal ahlakı tehdit eden unsurlar içerdiği gerekçesiyle bir cinsel eğitim kitabı yasaklandı.AAGüncelleme: 13:29 TSİ 22 Şubat. 2012 Çarşamba

İngiliz yazar Peter Mayle’in ilk baskısı 1973 yılında yapılan “Where Did I Come From” (Nereden Geldim) adlı kitabı Malezya’da tepki çekti.

Kitaba kamu çıkarlarını ve sosyal ahlakı tehdit eden unsurlar içerdiği gerekçesiyle Malezya İçişleri Bakanlığı tarafından yasak getirildi.

Bakanlık, kitabı dağıtanların 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabileceklerini duyurdu. Üreme sürecini anlatan çizgi resimlerin de bulunduğu kitap, bazı uluslararası kitap satış sitelerinde 4-8 yaşındaki çocuklar için tavsiye ediliyor.

Avuç içi sistemi sorunsuz

Mar 24

Avuç içi sistemi sorunsuz


‘Avuç içi’ sistemi sorunsuz Sağlık kurumlarına başvuran hastaları avuç içindeki damarlardan tanıyacak sistem, İntibak Yasası ile resmiyet kazandı. Sistem, kamudaki tek pilot uygulamanın yapıldığı Ankara Üniversitesi Cebeci Kalp Merkezi’nde sorunsuz işliyor.  AAGüncelleme: 12:30 TSİ 16 Mart. 2012 Cuma

ANKARA – Nüfus cüzdanıyla başvurularda ortaya çıkan usulsüzlüklerin ortadan kaldırılması amacıyla uygulamaya sokulacak hastayı avuç içindeki damarlardan tanıyacak sistem, İntibak Yasası ile resmiyet kazandı.

İlk olarak 1 Temmuz’da özel hastaneler için başlayacak sistem, kamudaki tek pilot uygulamanın yapıldığı Ankara Üniversitesi Cebeci Kalp Merkezi’nde sorunsuz işliyor.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Atilla Aral, sağlık kurumlarına başvuran hastaların işlemlerinin halen kimlik numarasıyla yapıldığını, ancak bunun bazı sorunlara neden olduğunu belirterek, biyometrik yöntemlerle kimlik doğrulamasının ”İntibak Yasası” ile tüm sağlık kurumları için zorunlu kılındığını söyledi.

\n\n\n

Usulsüzlükleri ortadan kaldıracağı düşünülen avuç içi damar tanıma sisteminin, 1 Temmuz’dan itibaren ilk olarak özel sağlık kurumlarında uygulanacağını ifade eden Aral, uygulamanın daha sonra üniversite, ardından da Sağlık Bakanlığı hastanelerini kapsayacağını anlattı.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile görüşmeler sonucu, sisteminin kamu hastanelerindeki ilk pilot uygulamasının, Cebeci Kalp Merkezi’nde başlatıldığını belirten Aral, uygulamayla ilgili şu bilgileri verdi: ”Kimlik numarasıyla yapılan usulsüzlükleri engellemek amacıyla SGK’nın yeni güvenlik sistemi olarak geliştirdiği avuç içi damar tanıma sistemi, damar yapısı üzerinden çıkarılan kişisel biyolojik şifreyle işlem yapılmasını sağlayacak. Bu sistemle hastalar sağlık kurumlarında başvurularında hem kimliklerini ibraz edecek hem de kendilerini avuç içi damar tanıma sistemiyle tanıtacak. Bir kişinin daha önce sistemde kaydı yoksa cihaza her iki elinin avuç içindeki damar bilgileri okutularak kaydı yapılacak. Daha sonraki başvurularında da kimlik doğrulaması için tek elinin cihaza okutulması yeterli olacak. Sistem onay verdiğinde hasta sağlık hizmetinden yararlanabilecek.”

”SİSTEMİN HATASIZ İŞLEYEBİLECEĞİNİ GÖSTERDİK”
Hastanın avuç içi damar bilgileri SGK’nın Medula sistemine kaydolduğu için bir başka sağlık kurumuna başvurduğunda da kimlik doğrulama yapılabileceğini anlatan Aral, pilot uygulama kapsamında sisteme ilk kaydın 27 Haziran 2011′de yapıldığını bildirdi. Prof. Aral, şu değerlendirmelerde bulundu:

”Hastanemizdeki pilot uygulama sırasında bugüne kadar toplam 2 bin 97 hastanın kimlik kaydı yapıldı. Her iki elin kaydının yapılması için 43 saniye yeterli oldu. 2 bin 641 hastanın da kimlik doğrulaması yapıldı. Bunun için gerekli olan süre ise 3 saniyenin altında. Şimdiye kadar sorunsuz işleyen sistemden hastalarımız da çok memnun. Tedirginlik yaratacak hiçbir durum yok. Hastanemizdeki pilot uygulamayla bu sistemin hatasız işleyebileceğini gösterdik.”

Sistemin sağlık kurumları için büyük bir maliyet getirmediğini vurgulayan Aral, uygulamanın güvenilirliğinin parmak izinden daha fazla olduğunu vurguladı.

”HATA PAYI MİLYONDA BİRDEN DAHA AZ”
Sistemin kurulmasında görev alan bilgisayar mühendisi Güçlühan Kuzkaya da kimlik doğrulamada en güvenilir biyometrik sistemin, avuç içi damar tanıma sistemi olduğunu söyledi.

Bunun kişiyi tanımlamaya değil doğrulamaya yönelik bir sistem olduğunu anlatan Kuzkaya, ”Cihaz kızıl ötesi ışınlarla avuç içindeki damarları görüntülüyor ve bu sisteme kaydediliyor. Hasta tekrar başvurduğunda elini cihaza okuttuğunda sistem hastayı avuç içindeki damarlarından tanıyor. Hata payı milyondan birden daha az” şeklinde konuştu.

Bir hastanın sisteme kaydı için tek ele sahip bulunmasının yeterli olduğunu kaydeden Kuzkaya, ”Her iki eli de olmayan hastalar için sisteme kayıt zorunluluğu yok. Zaten bu hastaların durumları SGK’nın sisteminde gözüküyor” diye konuştu.

Kadavra eğitimi için Viyanaya gidiyorlar

Mar 24

Kadavra eğitimi için Viyanaya gidiyorlar


Kadavra eğitimi için Viyana’ya gidiyorlarTürkiye’de kadavra üzerinde pratik yapamadan mezun olan diş hekimleri, defin işlemleri maliyetli olduğu için ”kadavra” bağışının yoğun olduğu Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne eğitime gidiyor.  AAGüncelleme: 12:12 TSİ 16 Mart. 2012 Cuma

İSTANBUL – Türk diş hekimlerini Viyana’ya eğitime götüren ekibin başında bulunan İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Çene Cerrahisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Yalçın, ”usta-çırak” ilişkisi içinde yetişen diş hekimlerinin, işlerini mezun olduktan sonra öğrendiğini söyledi.

Öğrenciliği döneminde 4-5 yıllık kadavralar üzerinde pratik yaptığını, şu anda ise fakültede kadavra bulunmadığı için öğrencilerin gerçekle alakası bulunmayan plastik model üzerinde çalıştığını ve kitaplardan bakarak öğrendiğini anlatan Yalçın, ”Şu anda öğrencilere kadavra veremiyoruz. Öğrenciler kadavra görmeden mezun oluyorlar” dedi.

Kadavra üzerinde pratik yapmanın eğitimin çok önemli bir unsuru olduğunu ifade eden Yalçın, Türkiye’de yeterli kadavra bulunmadığını, olan kadavraların da diş hekimliği fakültesine düşmediğini kaydetti.

\n\n\n

Viyana’da defin işlemleri bin avroyu aştığı için kadavra bağışının fazla olduğunu belirten Yalçın, ”Viyana’da diğer Avrupa şehirlerine göre bu iş daha kolay. Yaşlı evinde, bakımevinde kalan, ekonomik durumu iyi olmayan kişiler, bedenlerini bağışlıyor. Böylece ‘Hem defin işlemi ailemize ekstra yük getirmesin hem de bedenlerimiz toprakta çürüyüp gideceğine bilime faydalı olsun’ diye düşünüyorlar. O kadar çok bağış var ki, Viyana’da bu alanda bir sektör oluşmuş. Viyana Üniversitesi, kadavraları alıyor, bilimsel olarak kullanıyor” diye konuştu.

SADECE KAN YOK
Prof. Dr. Yalçın, Viyana Üniversitesinin fresh kadavraları parçalara ayırarak, pratik yapmaları için hekimlerin kullanımına sunduğunu belirterek, şu bilgileri verdi: ”Hafta sonları düzenlenen kadavra kurslarına dünyanın her ülkesinden talep geliyor. Biz de Viyana’ya kadavra kursu için gidiyoruz. Diş hekimleri olarak kadavranın başını alıyoruz, ağız içinde ve yanakta çalışıyoruz. Üzerinde çalışılan kadavraların parçaları iş bittikten sonra toplanıyor ve üniversitenin kilisesinde düzenlenen dini törenin ardından defnediliyor. Buradan üniversite bir gelir elde ediyor. Sistem çok profesyonelce hazırlanmış ve kadavranın fresh olması sayesinde sadece kan yok ve ah-vah sesleri çıkmıyor. Kadavra çok taze olduğu için çok birebir ve gerçeğe çok yakın.”

Viyana’daki kursa turu düzenleyen bir firma aracılığıyla gittiklerini ifade eden Yalçın, katılımcılara Türkiye’de teorik kurs verdiklerini, Viyana’da ise pratik yapmalarını sağladıklarını ve iki gün boyunca çene cerrahisi ile ilgili her şeyi gösterdiklerini anlattı.

Serhat Yalçın, Viyana Üniversitesinin, kadavra eksikliği olan ülkelere ciddi bir imkan yarattığını belirterek, ”Hekimin ekonomik gücü varsa kendini geliştirebileceği imkan oluşuyor” dedi.

TÜRKİYE ORGAN BAĞIŞINDA BİLE ÇOK GERİDE
Türkiye’de vefat eden kişiyi en kısa zamanda toprakla buluşturma gibi bir kültür olduğunu, beden bağışının olmadığını dile getiren Yalçın, ”Viyana’da kadavra o kadar fazla ki, kendi öğrencilerini bırakmışlar, dünyaya hizmet ediyorlar” dedi.

Yalçın, Türkiye’nin kadavrayı bırakın organ bağışında bile dünyanın çok gerisinde olduğunu belirterek, ”Bir yüz nakli oldu ve insanların organ nakline bakışı değişti. Bedeni bağışlamak için biraz daha zaman var. Bizim kültürümüz, dinin de etkisi var. İnsanlarda ‘Öldüğüm zaman bedenle bir işim yok, ruh ayrılıp gidiyor. Bedenimi eğitime ve insanlığa katkı için bağışlarım’ bilinci oluşmalı. Bedenin bilimin hizmetine bağışlanması çok büyük bir sevap. Beden bağışının reklamı yapılsa bağış artabilir” diye konuştu.

Serhat Yalçın, Türkiye’den bu kursa sadece başkanlığındaki bir grubun gittiğini belirterek, kursa yılda 2 kere gittiklerini, bu sene ilk olarak bu ay 22-26 Mart tarihleri arasında sonra da ekim ya da kasım ayında gideceklerini söyledi. Yalçın, kurs katılım ücretinin 2 bin 425 avro, seyahat giderlerinin de 900 avro olduğunu bildirdi.

VİYANA’DA KADAVRA BİR KAZANÇ KAPISI
Turlara dünyanın her ülkesinden yoğun bir talep olduğunu, kurs başvurularını 6 ay öncesinden yaptıklarını belirten Yalçın, ”Bu Viyana’da bir sektör, kazanç kapısı” dedi.

İstanbul Üniversitesinin Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalının, Viyana’daki kadavraları getirme ve kullandıktan sonra tekrar gönderme girişimi olduğunu ifade eden Yalçın, ”Viyana Üniversitesi, bedenlerin Avusturya dışına çıkarılmasının yasal olarak mümkün olmadığını bildirdi” dedi.

Türkiye’de kimsesiz, sahipsiz vefat eden kişilerin bedenlerinin üniversitelere geldiğini anımsatan Yalçın, ”Bir fakültenin kadavra ihtiyacı yılda 30-40 tanedir. Ülkede 50 fakülte olsa 2 bin kadavraya ihtiyaç var. O kadavranın ne kadarı karşılanıyor bilmiyorum ama bizim fakültede öğrenciler kadavra görmeden mezun oluyor” diye konuştu.

Sırt çantası ağrı nedeni

Mar 24

Sırt çantası ağrı nedeni


Sırt çantası ağrı nedeniİspanya’da öğrenciler üzerinde yapılan araştırma, sırt ağrılarının ağır okul kitaplarıyla dolu sırt çantalarıyla bağlantılı olduğunu gösterdi.   BBC TürkçeGüncelleme: 14:17 TSİ 16 Mart. 2012 Cuma

İSTANBUL – Archives of Disease in Childhood sağlık dergisinde yayınlanan rapora göre birçok öğrencinin sırt çantası aşırı derecede ağır. 1,403 öğrenci üzerinde yapılan araştırmaya göre yoğun sırt ağrıları bu sebepten kaynaklanıyor.

İspanya’da Burela’da Costa ve Palma’da Son Dureta Hastahanelerinde yapılan araştırma sonucunda öğrencilere, vücut ağırlıklarının yüzde onunu aşan hiç bir şeyi taşımamaları önerildi. Kuzey İspanya’da 12-17 yaş arası 11 farklı okuldan öğrenciler üzerinde yapılan araştırmada ise öğrencilerin yaklaşık üçte ikisinin yüzde on kuralına uymadıkları görüldü.

Sırt çantasının ağırlığının, sırt ağrısı üzerindeki etkileri incelendiğinde de, kurala uymayan öğrencilerin yılda minimum 15 günü sırt ağrısıyla geçirdikleri saptandı.Uzmanlar, öğrencileri sırt çantalarının ağırlığına göre dört ayrı gruba ayırdılar.Sırt çantası ağırlığı en yüksek olan gruptaki öğrencilerin, sırt çantası ağırlığı en az olan öğrencilere oranla yüzde 50 daha çok sırt ağrısı yaşadıkları belirtildi.

\n\n\n

Rapora göre sırt ağrısı kız çocuklarında daha çok görülen bir problem.Bu sağlık sorunu yaşla birlikte daha da artıyor.

Araştırmacılar, iş hayatında yetişkinlerin fazla kilo taşımasına izin verilmezken, çocuklara ağır yükler taşıtıldığını belirtiyor.

var _rsCL,
_rsCI=”bbc”,
_rsCG=”0″,
_rsDT=1,
_rsDU=0,
_rsDO=0,
_rsX6=0,
_rsSI=escape(window.location),
_rsLP=location.protocol.indexOf(‘https’)>-1?’https:’:'http:’,
_rsRP=escape(document.referrer),
_rsND=_rsLP+’//secure-uk.imrworldwide.com/’
if (parseInt(navigator.appVersion)>=4)
{
var _rsRD=(new Date()).getTime(),
_rsSE=1,
_rsSV=”",
_rsSM=0.1
_rsCL=”

else
{
_rsCL=”

document.write(_rsCL)
$(function() {
$(‘#content h1′).before(‘
)

Yaşlıları bekleyen tehlike

Mar 24

Yaşlıları bekleyen tehlike


Yaşlıları bekleyen tehlike Sağlık Bakanlığı verilerine göre kalça ve omurga kırıkları, Türkiye’de 65 yaş üstündekilerin yüzde 89′unu tehdit ediyor.  ntvmsnbc ve AjanslarGüncelleme: 09:56 TSİ 19 Mart. 2012 Pazartesi

ANKARA – Ortalama yaşam süresinin uzaması, kronik hastalıkların görülme sıklığını da yükseltiyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 65 yaş ve üzerinde yaklaşık 4 milyon kişi yaşıyor ve bu sayı her geçen yıl artıyor.

65 yaş üzerinde kronik hastalığı bulunanların yüzde 35′inde 2, yüzde 23′ünde 3, yüzde 14′inde ise 4 veya daha fazla hastalık bir arada görülüyor.

Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de 65 yaş üstündekilerde gerçekleşen ölümlerin yüzde 43.2′si kalp-damar hastalıkları, yüzde 10.3′ü kanser, yüzde 8.4′ü ise beyin hastalıklarına bağlı gerçekleştiğini belirtti. 65 yaş üzerindeki kişilerde görülen diyabet, obezite, osteoporoz, felç, iskelet ve kas sistemi hastalıklarında sağlıksız beslenme risk faktörü olarak gösteriliyor.

\n\n\n

Risk faktörlerinin azaltılabilmesi için, yaşlı kişilerin günlük aldıkları enerjinin bin 500 kalorinin altına düşmemesi öneriliyor. Bu nedenle her besin grubundan yeterli ve dengeli beslenilmesi , öğün sayısını artırılarak az ve sık yemek yenilmesi, yağlı besinlerin tüketiminin sınırlandırılması, süt ve süt ürünlerin tüketilmesi, şeker, şekerli ve hamurlu besinler yerine muhallebi ve sütlaç gibi sütlü tatlılar yenilmesi, her gün 5-7 porsiyon sebze ve meyve ile haftada 2-3 kez kuru baklagil yenilmesi, kızartma ve kavurma yöntemleri yerine sağlık açısından daha uygun olan haşlama, ızgara ve fırında pişirme yöntemlerinin kullanılması öneriliyor. Günde 8-10 bardak su içilmesi gerekliliğini vurgulayan Sağlık Bakanlığı, 65 yaş üzerindekilerde sık görülen beyin kanamaları ve ölümlere yol açan yüksek tansiyondan korunmak için günlük tuz tüketiminin kısıtlanması gerektiğini vurguluyor.

YAŞ ORTALAMASI 20 YIL UZADI
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Özgür Selim Uysal da, son 50 yıl içinde kalp-damar sistemi hastalıkları, kanser ve inme tedavisinde görülen gelişmeler sayesinde dünya genelinde yaş ortalamasının yaklaşık 20 yıl uzadığını ve yaşlı nüfusun arttığını söyledi. Bu nedenle kronik akciğer, Alzheimer, Parkinson, yüksek tansiyon, şeker, kemik erimesine bağlı kırıklar, duyu ve görme bozuklukları gibi yaşlılarda görülen hastalıkların da görülme sıklığının yükseldiğini ifade eden Uysal, özellikle yaşlılarda görülen kalça ve omurga kırıklarının hayati risk taşıdığını vurguladı.

Uysal, Türkiye’de ortalama yaşam süresinin erkeklerde 70, kadınlarda ise 72′nin üstüne çıktığını dile getirerek, bu dönemde kemik kırıklarından korunmak için çocukluktan itibaren yeterli kalsiyum ve D vitamini alınması, fiziksel aktiviteye ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi.

”Tüm kırıkların yüzde 15-20′sini kalça kırıkları oluşturmaktadır” diyen Uysal, kalça kırığının iş gücü kaybı ve yüksek tedavi maliyeti nedeniyle çok önemli bir sağlık problemi olduğunu söyledi. Uysal, ”Kalça kırığı sonrası ilk bir yıl içinde hastaların yüzde 20′si kaybedilmekte, yaşayanların yüzde 25′i bakıma gereksinim duymakta ve yüzde 50′sinde ise yaşam kalitesinde önemli ölçüde düşüklükler olmaktadır” diye konuştu.

EV ORTAMI RİSK FAKTÖRÜ OLABİLİR
Uysal, kemik gelişiminin henüz anne karnındayken başladığına ve ortalama 20 yaşına kadar devam ettiğine işaret ederek, kemik yapısının dayanıklılığında genetik faktörlerin, besleme alışkanlığının, fiziksel aktivite ve güneş ışınlarından yeterli oranda faydalanmanın etkili olduğunu söyledi. Uysal, ”Kalça ve diz bölgelerindeki kasların güçsüz olması, denge ve yürüme bozukluğuna yol açan hastalıkları, görme problemleri, uygun olmayan ev ortamı özellikle yaşlılarda düşme riskini ve buna bağlı oluşabilecek kırık riskini artırmaktadır” diye konuştu.

Uysal, yaşlıların güvenliği için uygun ev koşullarına özen gösterilmesi gerektiğini vurgulayarak, ev içinde ortada çok eşya olmaması, merdiven bulunmaması, ayakların takılmaması için halının saçaksız olması, her zaman bastonunun yanında bulunması, tuvaletin, lavabonun, dolap yüksekliklerinin uygun mesafede olması gerektiğinin altını çizdi.

Şişman, sevimli ama sağlıksız

Mar 24

Şişman, sevimli ama sağlıksız


Şişman, sevimli ama sağlıksızUzmanlar sık sık şişman çocuğun sağlıklı olmadığını söylüyor. Tombik yanaklarıyla anne-babalara sevimli gelen çocuk, bu görüntüsüyle ileride ciddi hastalıklara yakalanabileceğinin ilk sinyallerini veriyor olabilir.  ntvmsnbcGüncelleme: 09:56 TSİ 19 Mart. 2012 Pazartesi

İSTANBUL – “Şişman çocuk sağlıklı çocuktur” anlayışının son yıllarda pek çok bilimsel araştırmayla çürütüldüğü biliniyor ve uzmanlar aileleri bu konuda bilinçli ve duyarlı olmaları konusunda uyarıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Demirel Leman da obezitenin çocuklarda çok ciddi hastalıklara davetiye çıkırdığını söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından önemli bir halk sağlığı sorunu olarak bildirilen şişmanlığın son 20 yılda hem erişkinlerde hem de çocuklarda çarpıcı şekilde arttığını belirten Dr. Leman, ülkemizde de şişman çocuk sayısının azımsanmayacak boyutlara ulaştığını belirtti. Leman, “Genetik faktörler, hatalı beslenme ve hareketsiz yaşam biçimi şişmanlığın gelişimindeki en önemli unsurlardır. Ayrıca aileleri tarafından aşırı korunan ya da ilgisiz bırakılan çocuklarında şişmanlığa eğilimli olduğu görülmektedir. Şişman çocuklar sosyal ortamlarda ve okulda eğlence konusu olmakta ve arkadaşları tarafından oyun arkadaşı olarak seçilmediği için yalnızlığa itilmektedir” dedi.

Aşırı şişman olan çocukların ileriki yaşlarda kalp, tansiyon ve diyabet hastalıklarına aday olduklarının kanıtlandığını belirten Leman, çocuk beslenmesi hakkında şu bilgileri verdi: 

OKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLAR İÇİN SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ
• Besinlerde çeşitlilik sağlanmalıdır.
• Nişastalı karbonhidratlar ve liften zengin besinlerle beslenilmelidir.
• Yağ ve şeker sınırlandırılmalıdır.
• Bu seçimler yapılırken çocuğun besin seçimi ve tat zevkindeki öncelikler de önemsenmelidir. Çocukların birçoğu hamburger, patates, cips, kola ve çikolataya düşkündür. Bu tip besinlerin çok sık olmamak koşulu ile diğer besinlerle dengelenmesi gerekir.

SAĞLIKLI BESLENME İÇİN ÖRNEK MÖNÜ
Kahvaltı:
1 su bardağı süt (200ml) veya meyve suyu (taze sıkılmış), 1 yumurta veya bir kibrit kutusu kadar peynir, 2 tatlı kaşığı reçel, bal, pekmez, fındık ezmesi (birisi), 5-6 adet zeytin, 2 ince dilim ekmek.
Kuşluk: 1 orta boy meyve.
Öğle: 7-8 yemek kaşığı mantı (2 kepçe), 3-4 yemek kaşığı (1 kepçe) zeytinyağlı sebze yemeği, 1 ince dilim ekmek.
İkindi: 1 kâse dondurma.
Akşam: 1 kâse mercimek çorba, 1 porsiyon sebzeli tavuk, 1 ince dilim ekmek.  
Yemekten sonra: 10/12 adet orta boy fındık, ceviz, 1 orta boy meyve.

\n\n\n

Okul yemekleri de çocuk beslenmesinde çok önemlidir. Çocukların özellikle kalori, yağ ve sodyum içeriği yüksek, vitamin ve mineraller açısından yetersiz, katkı maddeleri eklenmiş hazır yiyecekler açısından bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Uygun bir okul yemeği çocukları açlıktan korumalı, bilişsel performanslarını olumlu etkilemelidir.

OKUL MÖNÜLERİNDE BULUNMASI GEREKENLER
• Et, yumurta, balık, tavuk, peynir, kurubaklagil gibi proteinden zengin bir besinin bulunması,
• En az bir çeşit nişastadan zengin bir çeşidin bulunması,
• En az bir çeşit pişmiş veya çiğ sebzenin bulunması,
• Yemekten sonra bir meyvenin verilmesi gerekmektedir.”

OBEZİTEYİ ÖNLEMEK İÇİN SIK SIK KİLO KONTROLÜ YAPTIRIN
Doğru beslenmenin yanı sıra çocukların spora yönlendirilmesinin de sağlıklı nesiller açısından önemli olduğunu vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Demirel Leman, “Sokak oyunları tabi ki vazgeçilmezdir. Ancak çocukları yüzme, basketbol, voleybol gibi kolektif sporlara yönlendirmek hem sosyal gelişim hem de sağlıklı kilo için gereklidir. Tüm bunlarla birlikte aileler, gelecekte çocuklarında oluşabilecek obeziteyi önlemek için, yaş-kilo kontrolünü yaptırmalı, gerektiğinde ise çocuk doktoru ve diyetisyen kontrolüne götürmelidir” diye konuştu.

Üçüncü yüz nakli bir kadına yapıldı

Mar 24

Üçüncü yüz nakli bir kadına yapıldı


Üçüncü yüz nakli bir kadına Türkiye’nin üçüncü Ankara’nın ikinci yüz nakli Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirildi. Yaklaşık 12 saat süren ameliyatın başarılı geçtiği bildirildi. (Arşiv) 

new TWTR.Widget({
version: 2,
type: ‘list’,
rpp: 30,
interval: 30000,
title: ”,
subject: ‘Neler oluyor?’,
width: 250,
height: 300,
theme: {
shell: {
background: ‘#0c3762′,
color: ‘#ffffff’
,
tweets: {
background: ‘#ffffff’,
color: ‘#444444′,
links: ‘#02609e’

,
features: {
scrollbar: true,
loop: false,
live: true,
behavior: ‘all’

).render().setList(‘ntv’, ‘neler-oluyor’).start()
AAGüncelleme: 23:42 TSİ 17 Mart. 2012 Cumartesi

ANKARA – Türkiye’nin 3. yüz nakli operasyonu Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde gerçekleştirildi. Saat 10:30 sıralarında başlayan ameliyat 22:00′de sona erdi.

Yaklaşık 12 saat süren ameliyatın başarılı geçtiği bildirildi.

Operasyonun mimarı Dekanı Prof. Dr. sacit Turanlı, detayları düzenlediği basın toplantısında anlattı.

12 kişilik ekibin yürüttüğü ameliyatın devam ettiğini söyleyen Turhanlı, operasyonun en önemli kısmı olan damarların ve sinirlerin dikilmesi işleminin tamamlandığını ifade etti.

\n\n\n

Turhanlı, “Damarlardaki kanlanmanın başarılı olduğunu gördük. Ameliyatın sonlandırılma çalışmaları başladı. Bu aşamadan sonra yüzün deri kısmının kapatılması işlemine geçilecek. Bu da en az 1.5 saat sürecek” diye konuştu.

ATEŞLİ SİLAH YARALANMASI
Turhanlı operasyonun yapıldığı hastayla ilgili bilgiler de verdi. Nakil yapılan hastanın Kahramanmaraşlı 20 yaşında genç bir bayan olduğunu açıklayan Turanlı, hastanın 6 yıl önce ateşli silah yaralanmasıyla burun, üst çene, damak ve üst dudak bölgesinde çok ciddi doku kaybı meydana geldiğini, düzeltme amaçlı 35′in üzerinde ameliyat yapıldığını belirtti.

BAĞIŞÇI AİLEYE TEŞEKKÜR
Organ bağışında bulunan aileye de teşekkürlerini ileten Turanlı,”En acılı, en sıkıntılı günlerinde böyle bir bağış yaparak, bir takım insanların yüzünü güldürdüler, çok büyük bir iyilik ve hayır işlediler” dedi.

VERİCİ 28 YAŞINDA
Turanlı, vericinin dün gece İstanbul’da hayatını kaybeden 28 yaşındaki genç bir bayan olduğunu, durumun haber verilmesi üzerine, Doç. Dr. Selahattin Özmen, Prof. Dr. Sühan Ayhan ve Diş Hekimliği Protez Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Mustafa Koçaklı’dan oluşan ekibin Sağlık Bakanlığı’nın ambulans uçağıyla İstanbul’a gittiğini anlattı. Vericiden burun, üst dudak ve üst çene kemiğini içeren kompozit dokunun alındığını ifade eden Turanlı, nakil yapılacak hastanın da Kahramanmaraş’tan Ankara’ya getirildiğini ve ameliyatın saat 10.30 sıralarında başladığını kaydetti.

İki nakilden iki iyi haber

Mar 24

İki nakilden iki iyi haber


İki nakilden iki iyi haberTürkiye’nin ilk yüz nakli yapılan Uğur Acar ile çift kol nakli yapılan Atilla Kavdır’a uygulanan yoğun fizik tedavi sonunda Acar yüz kaslarını, Kavdır ise parmaklarını hareket ettirmeye başladı.   ntvmsnbc ve AjanslarGüncelleme: 11:44 TSİ 17 Mart. 2012 Cumartesi

İSTANBUL – Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Hastanesi’nde 21 Ocak’ta gerçekleştirilen ameliyatın üzerinden iki aya yakın süre geçerken, yüz nakli yapılan 19 yaşındaki Uğur Acar ve çift kol nakli yapılan 34 yaşındaki Atilla Kavdır’ın fizik tedavi süreçleri devam ediyor.

Her iki hasta da AÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi fizyoterapistleri tarafından haftanın 5 günü sabah ve öğleden sonra iki seansta uygulanan fizik tedaviye olumlu yanıt veriyor.

Yüz nakilli Acar’ın yüz ve mimik egzersizleri sonucunda alın bölgesindeki kasları çalıştırabildiği ve bu nedenle alın çizgilerinin ortaya çıktığı belirtildi. Uğur Acar’ın yüzündeki mimik kaslarının ilerleyen günlerde gelişmesinin hızlanacağı aktarıldı.

Çift kol nakilli Kavdır’ın ise rutin fizik tedavinin yanında aralıklarla uygulanan elektrik tedavisi sayesinde eklem hareketlerini yapabildiği kaydedildi. Ameliyat sonrası kollarda oluşan yaraların iyileştiği ve ödemlerin azaldığı belirtilirken, özellikle sağ kolda hareketliliğin gözle görülür oranda arttığı vurgulandı.

Kavdır’ın kol ve parmaklarını rahatlıkla hareket ettirebilecek durumda olmasına rağmen, iyileşme sürecinde herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için hem doktorların hem de fizyoterapistlerin sınırlı hareketleri yapmasına izin verdiği belirtildi.

Kolay nefes al, rahat uyu

Mar 24

Kolay nefes al, rahat uyu


Kolay nefes al, rahat uyuKaliteli bir uyku için doğru nefes almanın önemli olduğunu belirten uzmanlar, bedensel ve zihinsel verim için sağlıklı uykunun şart olduğuna dikkat çekiyor.   ntvmsnbcGüncelleme: 14:18 TSİ 16 Mart. 2012 Cuma

İSTANBUL – Kaliteli uykunun yaşam kalitesi açısından önemli olduğunu vurgulayan Yoga Eğitmeni Bora Ercan, kalitesiz uykunun yorgunluk ve gerginlik hissini artırdığını belirtiyor. Ercan, “İyi bir uyku, iyi havalandırılmış bir ortamda burundan iyi nefes almayla başlar” diyor.

Ercan sağlıklı ve kaliteli bir uyku için yapılması gerekenleri ise şöyle sıralıyor:

• Uyku saatlerinizi düzenli hale getirin.
• Gündüz uyuma alışkanlığınız varsa asla 45 dakikayı geçirmeyin.
• Sigara alışkanlığınız varsa yatmadan dört saat önce sigara içmeyi bırakın.
• Yatmadan altı saat önce çay kahve vb. kafeinli içeceklere ara verin, yemek yemeyin.
• Düzenli egzersiz yapın ancak uyumadan önce spor yapmayın.
• Yatak ürünlerinizin kalitesine özen gösterin ortopedik bir yatak seçin ve nefes alan uyku ürünleri kullanın.
• Yatak odanızı gürültü ve ışıktan arındırın.
• Yatağınızı sadece uyku için kullanın. Yatakta çalışmayın, TV izlemeyin veya yemek yemeğin.

Hastalar doktorlardan memnun değil

Mar 24

Hastalar doktorlardan memnun değil


Hastalar doktorlardan memnun değilİstanbul’da yapılan araştırmaya göre doktorlar, hastaları memnun ettiklerini düşünüyor ama hastalar aynı görüşte değil.   ntvmsnbcGüncelleme: 16:55 TSİ 16 Mart. 2012 Cuma

İSTANBUL – Ayaktan tedavi gören hastaların aldıkları hizmeti değerlendirmeleri, doktorların verdiği sağlık hizmeti algılarından daha olumsuz çıktı.

Medimagazin’den Helin Aygün’ün haberine göre, hastaların bir hastaneyi tercih etmesindeki en önemli neden “hasta yakınlarının doktoru tavsiye etmesi” olurken, “hastane tanıtımının” pek etkili olmadığı belirlendi.

Acıbadem Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Departmanından Doç. Dr. Arzu İrban ve arkadaşları tarafından yapılan “Hastane Hizmetleri Hakkında Sağlık Çalışanlarının Algıları ile Hastaların Değerlendirmelerinin Karşılaştırılması” isimli araştırma, Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Dergisi’nin Ocak 2012 sayısında yayımlandı.

\n\n\n

Çalışmada, 01-31 Aralık 2010 tarihleri arasında doktor, hemşire ve hasta danışmanından oluşan sağlık çalışanlarının verdikleri hizmet algısı ile hastaların aldıkları bu hizmeti değerlendirmeleri karşılaştırmalı olarak incelendi.

Araştırmada hastalar, “ayaktan tedavi gören” ve “yatarak tedavi gören” ler olmak üzere iki grupta ele alındı. Yatarak tedavi gören hasta grubunun aldıkları hizmete ilişkin görüşleri, tedavilerinden sorumlu olan doktorların ve hemşirelerin hizmet algıları ile karşılaştırmalı olarak 17 soruluk bir anket formu uygulanarak incelendi. Ayaktan tedavi gören hasta grubunun görüşleri de hem doktorların hem de hasta danışmanlarının hizmet algıları ile karşılaştırmalı olarak 19 soruluk bir anket formu uygulanarak değerlendirildi.

Hastalar, doktorlar, hasta danışmanları ve hemşirelerin doldurmuş oldukları anketlerdeki önermelere verilen yanıtlar doğrultusunda, öncelikle ayaktan ya da yatarak tedavi görme ayrımına göre daha sonra ise hasta, doktor ve hemşire/hasta danışmanı ayrımına göre hizmet algısı puanları hesaplandı.

250 HASTA DEĞERLENDİRİLDİ
Yatarak tedavi gören hastalara ait grupta 127 hasta, 19 doktor ve 20 hemşire ayaktan tedavi gören hasta grubunda ise 123 hasta, 16 doktor ve 18 hasta danışmanı anket uygulamasına katıldı. Yatarak tedavi gören hastaların yüzde 30’u kadın hastalıkları ve doğum, yüzde 27’si pediatri, yüzde 10’u da genel cerrahiden hizmet alırken ayaktan tedavi görenlerin de yüzde 27’si kadın hastalıkları ve doğum, yüzde 21’i göz, yüzde 19’u ise pediatriden hizmet aldı.

Yatarak tedavi gören hastalara ilişkin değerlendirmede, bireyler özellikle doktorun güler yüzlü ve nazik olması, doktorun hastalığı konusunda hastaları anlayabilecekleri şekilde bilgilendirmesi, doktorun yatan hastalarını sık sık ziyaret etmesi, doktorun hastaneden çıktıktan sonra yapmaları gerekenler konusunda hastaları bilgilendirmesi, hemşirelerin becerisine güvenmek, hemşirelerin hastaları yeterli sıklıkta ziyaret etmesi, hemşirelerin güler yüzlü ve nazik davranmaları, hemşirelerin hastalar ile ilgili doktoru bilgilendirmesi, hemşirelerin gerektiğinde hastanın durumu ile ilgili doktora danışması, hastanenin fiziki koşullarının hastaların yatışa karar vermesinde etkili olması ve hastaların hastaneye yatış kararında tek etkenin hastanenin fiyatlarının uygun olması şeklinde sıralanan kriterler bazında, hastaların hizmet değerlendirmeleri ile doktorların ve hemşirelerin hizmet algıları benzer bulundu.

“Doktorun önerisiyle tereddüt etmeden hastaneye yatmayı kabul etme” kriteri bazında, yatarak tedavi gören hastaların hizmet değerlendirmeleri ile doktorların ve hemşirelerin hizmet algıları anlamlı biçimde farklılık gösterdi. Bu farklılığa, hemşirelerin bu kritere ilişkin hizmet algılarının, hem doktorların hizmet algılarından ve hem de hastaların değerlendirmelerinden daha olumsuz olması sebep oldu.

“Doktorun tıbbi bilgisine güvenmek” kriteri bazında yatarak tedavi gören hastaların hizmet değerlendirmeleri, doktorların ve hemşirelerin hizmet algıları istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaştı. Doktorların bu kritere ilişkin hizmet algıları, hastaların ve hemşirelerin değerlendirmeleri ile benzer bulundu, ancak gruplar arasındaki algı farklılığına hemşirelerin bu kritere ilişkin hizmet algıları, hastalarınkinden daha olumsuz bulundu.

“Hastaneye yatış konusunda birkaç doktora danışmadan karar vermemek” alt ölçeği değerlendirildiğinde, yatarak tedavi gören hastaların, doktorların ve hemşirelerin hizmet algıları istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklı bulundu. Hemşirelerin bu kritere ilişkin hizmet algıları, hastaların değerlendirmeleri ve doktorların algıları ile benzer çıktı, ancak gruplar arasındaki algı farklılığına doktorların bu kritere ilişkin hizmet algılarının, hastalarınkinden daha olumsuz olması yol açtı.

EN ETKİLİ FAKTÖR, DOKTORUN TAVSİYE EDİLMESİ
Ayaktan tedavi gören hastalara ilişkin değerlendirmelerde ise bu gruptaki hastaların, doktor ve hastane tercihlerinde en fazla etkili olan faktörün “hasta yakınlarının doktoru tavsiye etmesi” olduğu belirlendi. Bu faktörü, tercihte daha fazla etkili olandan daha az etkili olana doğru sırasıyla, hastanenin hastanın evine yakın olması, hastaların yakınlarının hastaneyi tavsiye etmeleri ve hastanenin fiyatlarının uygun olması şeklinde sıralanan faktörler takip etti. Ayaktan tedavi gören hastaların, doktor ve hastane tercihlerinde en az etkili olan faktörün ise hastanenin tanıtımı olduğu belirlendi.

Gerektiğinde hastalar tarafından doktora tekrar başvurulması, doktordan diğer branşlarla ilgili görüş alınması, doktorun hastaların anlattıklarını sözlerini kesmeden dinlemesi, hastalar konuşurken sorular sorarak onları yönlendirmesi, hastaları ayrıntılı olarak muayene etmesi, yaptırmasını istediği tetkiklerin gerekçesini hasta ve yakınının anlayacağı şekilde açıklaması, muayene sırasında hasta yakınının muayene odasında bulunmasına izin vermesi, muayene sonrasında hastasının bütün sorularına sabırla yanıt vermesi, hastanın mutlaka kontrole gelmesini önermesi, önerdiği tedaviye hastalar tarafından güvenilmesi, diğer branşlarla ilgili önerilerinin hastalar tarafından dikkate alınması, hastalar tarafından yakınlarına tavsiye şeklinde sıralanan kriterler bazında ayaktan tedavi gören hastaların değerlendirmeleri ile doktorlar ve hasta danışmanlarının hizmet algıları arasında fark bulunmadı.

DOKTORLAR DAHA GÜLER YÜZLÜ OLDUKLARINI DÜŞÜNÜYOR
“Doktorun hastaları güler yüzlü ve dostça bir tavırla karşılaması” konusunda, ayaktan tedavi gören hastaların değerlendirmeleri ile doktorların ve hasta danışmanlarının hizmet algıları anlamlı biçimde farklı çıktı. Hasta danışmanlarının bu kritere ilişkin hizmet algıları hastaların değerlendirmelerine ve doktorların hizmet algılarına benzer olmakla beraber, gruplar arasındaki farklılığa hastaların bu kritere ilişkin hizmet algılarının, doktorlarınkinden daha olumsuz olması sebep oldu.

“Doktorun hastaları bekletmemesi” maddesinde, ayaktan tedavi gören hastaların değerlendirmesi ile doktorların ve hasta danışmanlarının hizmet algıları arasında belirgin fark bulundu. Bu farklılığa, doktorların bu maddeye ilişkin hizmet algılarının, hasta danışmanlarının hizmet algılarından ve hastaların değerlendirmelerinden daha olumlu olması sebep oldu.

“Doktorun, acelesi olsa da bunu hasta muayenesine yansıtmaması” kriteri bazında, ayaktan tedavi gören hastaların değerlendirmeleri ile doktorların ve hasta danışmanlarının hizmet algıları arasında da anlamlı bir farklılık bulundu. Hasta danışmanlarının konuya ilişkin hizmet algıları doktorlarınkiyle benzer çıkarken, hastaların bu kritere ilişkin hizmet değerlendirmeleri doktorların ve hasta danışmanlarınınkinden daha olumsuz bulundu.

“Doktorun muayene sonrasında hasta ve yakınlarına hastalıkla ilgili ne düşündüğünü anlayacakları şekilde izah etmesi” maddesinde ayaktan tedavi gören hastaların değerlendirmesi, doktorların ve hasta danışmanlarının hizmet algıları arasında önemli fark saptandı. Hastaların bu kritere ilişkin hizmet algılarının, doktorlardan daha olumsuz olduğu görüldü.

“Doktorun muayene sırasında hemşire ya da hostesin odada bulunmasını istemesi” konusunda ayaktan tedavi gören hastaların değerlendirmeleri ile doktorların ve hasta danışmanlarının hizmet algıları anlamlı farklılık gösterdi. Doktorların algılarının, hasta danışmanlarının algılarından daha olumsuz olduğu görüldü.

“Doktorun tetkik sonuçlarını ve tedavi planını ayrıntılarıyla anlatması” maddesinde de, ayaktan tedavi gören hastaların değerlendirmeleri ile doktorların ve hasta danışmanlarının hizmet algıları arasında anlamlı farklılık olduğu saptandı.

HASTALARI BEKLETMEMEYE ÖZEN GÖSTERİLMELİ
Araştırmanın tartışma bölümünde ise şunlar kaydedildi: “Bu çalışma ile doktorların ayaktan tedavilerde hasta ve yakınlarını bekletmemeye özen göstermeleri, zorunlu olarak bekletecekleri durumlarda ise bilgilendirme yapmalarının önemi ortaya çıkarken kişisel davranışlarının hastaya nasıl yansıyacağı konusunda dikkatli ve özenli olmalarının yararı ve önemi ortaya çıkmıştır. Sağlık çalışanlarında iletişim becerileri de en az kişisel gayretleri kadar önemlidir. Bu nedenle günümüzün değişen sağlık hizmeti sunum koşullarında tıp fakülteleri ve diğer sağlık eğitimi veren kurumların, eğitim programlarında iletişim becerileri ve kişisel gelişimle ilgili derslerin yer almasının önemli ve faydalı olacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Hasta algıları ve beklentileri ile ilgili çalışma ve araştırmaların daha sık yapılarak bunun sağlık çalışanları ile paylaşılması da hizmeti sunanlara, sundukları hizmet konusunda ayna tutacak ve bu da sunumda daha özenli olmayı ve kalitenin artmasını beraberinde getirecektir.”

Yeni yüzüyle doktora teşekkür: Seni seviyorum

Mar 24

Yeni yüzüyle doktora teşekkür: Seni seviyorum


Yeni yüzüyle doktora teşekkür: Seni seviyorum Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Türkiye’nin üçüncü yüz nakli yapılan kadın uyandırıldı. Çevresindekilere “Gözlerimi siler misin?” diye not yazan hasta, doktoruna da böyle seslendi: ”Seni seviyorum.”   Arşiv

new TWTR.Widget({
version: 2,
type: ‘list’,
rpp: 30,
interval: 30000,
title: ”,
subject: ‘Neler oluyor?’,
width: 250,
height: 300,
theme: {
shell: {
background: ‘#0c3762′,
color: ‘#ffffff’
,
tweets: {
background: ‘#ffffff’,
color: ‘#444444′,
links: ‘#02609e’

,
features: {
scrollbar: true,
loop: false,
live: true,
behavior: ‘all’

).render().setList(‘ntv’, ‘neler-oluyor’).start()
ntvmsnbc ve AjanslarGüncelleme: 16:42 TSİ 19 Mart. 2012 Pazartesi

ANKARA – Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yüz nakli yapılan 20 yaşındaki kadın hasta uyandırıldı. Solunum cihazından ayrılan kadın, kendi başına solumaya başladığı belirtildi.

Gazi Üniversitesi’nden yapılan açıklamada Doç. Dr. Selahattin Özmen, Prof. Dr. Sühan Ayhan, Yrd. Doç. Dr. Serhan Tuncer, öğretim görevlisi Dr. Kemal Fındıkçıoğlu ve plastik cerrahi asistanlarından oluşan 12 kişilik ekibin yüz nakil ameliyatını gerçekleştirdiği hastanın ameliyat sonrası ilk gününün iyi geçtiği ifade edildi.

Açıklamada, “Hastaya nakledilen dokunun durumuyla ilgili bir sorun yoktur. Bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar ve diğer ilaçlar verilmeye devam etmektedir. Hastamızın bilinci açık olup, isteklerini ve duygu düşüncelerini kağıda yazarak doktorlarıyla iletişim kurabilmektedir” denildi.

\n\n\n

Hasta uyandığında yazdığı ilk cümlelerin de paylaşıldığı açıklamada, ”Basın yayın organlarında yer alan alıcı ve vericiye ait kimlik bilgileri ve görüntüleri tarafımızdan servis edilmemiştir. Kimlik bilgilerinin açıklanması bundan sonraki nakillerde olası vericileri olumsuz etkileyebileceği için bu konuda hasta hakları ve etik kurallara uyulmasını önemle rica ederiz” ifadesine yer verildi.

Ameliyat öncesi ve sonrası görüntülerin hastanın rızası doğrultusunda kamuoyu ile paylaşılacağı da bildirildi.

‘SENİ SEVİYORUM’
Türkiye’nin 3. yüz nakli hastası uyandıktan sonra ”Yeğenlerimi kucaklamak için can atıyorum” diye yazdı.

Çevresindekilerden yazıyla ”gözlerimi siler misin” isteğinde bulunan hasta, ameliyatı yapan doktoru Doç. Dr. Selahattin Özmen’e yönelik duygularını ”Seni seviyorum” cümlesiyle ifade etti.

Doktor Özmen, hastaya yeni yüzünün henüz gösterilmediğini belirterek, bunun psikiyatri uzmanları eşliğinde hasta hazır olduğunda yapılacağını ifade etti.

AİFDdan yerli ilaç tasarına destek

Mar 24

AİFDdan yerli ilaç tasarına destek


AİFD’dan yerli ilaç tasarına yeşil ışıkİlaç ham maddelerinde KDV oranının yüzde 18′den yüzde 8′e düşürülmesini öngören taslağı, AİFD ”olumlu, ancak yetersiz” buldu.   AAGüncelleme: 13:00 TSİ 19 Mart. 2012 Pazartesi

ANKARA – Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından açıklanan ve Bakanlar Kuruluna gönderilen, ilaç üretiminde kullanılan etkin madde ve etkin madde üretiminde kullanılan ham maddelere uygulanan KDV oranının yüzde 18′den yüzde 8′e düşürülmesini öngören taslağı, Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) ”olumlu, ancak sorunların çözümü için yetersiz” olarak niteledi.

AİFD Genel Sekreteri Alp Sevindik, KDV oranının yüzde 8′e indirilmesinin yıllardan beri süre gelen ve yerel üreticileri adeta cezalandıran bir sorunun çözümü olacağı değerlendirmesinde bulundu.

İlaç üreticilerinin, şimdiye kadar üretimde kullandıkları etkin maddeleri yüzde 18 KDV ile temin ettiklerini ve ürettikleri ilaçları yüzde 8 KDV ile sattıklarını, aradaki KDV farkını kendilerinin finanse ettiklerini ifade eden Sevindik, ”Dolayısıyla KDV oranlarının eşitlenmesi olumlu bir adımdır, ancak ne yazık ki ilaç sektörümüzün güncel sorunlarını çözmek için çok yetersizdir” dedi.

\n\n\n

”İLAÇ FİYATLANDIRMASINDA AVRO KURU GÜNCELLENMELİ”
İlaç endüstrisinin öncelikli sorununun, ”ilaç fiyatlandırmalarında kullanılan Avro kurunun ilgili Bakanlar Kurulu kararnamesinin amir hükmüne rağmen güncellenmemesi” olduğunu öne süren Sevindik, şöyle dedi:

”Sağlık Bakanlığı ilaç fiyat tespitinde 1,95 TL olarak kullanılan sabit Avro kurunun, TL karşısında gerçek değeri bugün yaklaşık 2,35 TL düzeyindedir. Bu durum, var olan fiyat indirimlerine ek olarak, ülkemizdeki ithal ilaç fiyatlarının yaklaşık yüzde 20 oranında azalması ve yerel üretilen ilaçların da ithal ham madde girdilerinden dolayı maliyetlerinin artması sonucunu doğurmuştur. Dolayısıyla ilaç bulunabilirliğinin riske girmesi anlamına gelmektedir. Sektörümüzü son üç yıldır sıkıntıya sokan en önemli konu hiç kuşkusuz, hükümetimizin kaynak sıkıntısını aşmak ve ilaç bütçesini yönetebilmek için sadece ilaç fiyatlarında indirime odaklanan yaklaşımıdır. Söz konusu yaklaşım, sektörümüzde orta ve uzun vadeli iş planlarının gözden geçirilmesine, birçok yatırım planının askıya alınmasına neden olmuştur. İstikrarlı politikaların uygulanmadığı, öngörülebilir olmayan bir iş ortamı, Türkiye’nin ilaç sektörünün gelişmesinin ve sürdürülebilir olarak büyümesinin önündeki en önemli engeldir.”

”ÜRETİM FAZLA, DEĞER DÜŞÜK”
Sevindik, ”uygulanan politikaların Türkiye’de katma değerli üretimi teşvik etmediğini” belirterek, Türkiye’de yerli üretim miktarının ithal ürünlerden fazla, ancak değer olarak çok daha düşük olduğunu söyledi. Bunu, ”Çünkü ülkemizde üretilen ürünlerin katma değeri düşük, ithal edilen ürünlerinki yüksektir. İthal edilen ilaçlar ağırlıklı olarak biyoteknoloji gibi ileri teknolojileri kullanan örneğin diyabet, kanser gibi kritik hastalıkların tedavisinde yararlanılan ürünlerdir” diye açıklayan Sevindik, şunları kaydetti:

”Verilere göre, 2011 yılında toplam 1,7 milyar kutu ilaç satılmış, bunun 1,3 milyar kutusunu yerli 421 milyon kutusunu da ithal ürünler oluşturmuştur. Ülkemizde kutu bazında tüketimin sadece dörtte birini ithal ürünler oluşturmaktadır. Ancak değer açısından bakıldığında tablo değişmektedir. Türkiye’de üretici fiyatlarıyla toplam pazar 15,2 milyar TL’dir. Bu pazarda ithal ürünler 7,7 milyar TL, yerli üretim ise 7,4 milyar TL düzeyindedir. Yani ithalatın pazardaki payı kutu bazında yüzde 24 iken, değer bazında yüzde 51 olmaktadır. Bugün sektörümüzün ihtiyacı daha fazla yatırım çekmek, ileri teknolojili, katma değeri yüksek ürünler üretmek ve dünyaya ihraç etmektir. Bunun için de ilaç sektöründe sınırlı kaynakların en verimli şekilde kullanılmasına olanak verecek yapısal reformlar oluşturularak hayata geçirilmeli ve istikrarlı ve uzun vadeli bir perspektifle uygulanmalıdır. Şeffaf ve sürdürülebilir bir ortam sektörümüzün büyümesi ve hizmet kalitemizin sürdürülebilir bir şekilde yükseltilmesi için olmazsa olmaz bir ön koşuldur.”

”DÜZENLEME, YERLİ İLAÇ ÜRETİMİNİ TEŞVİK EDECEK”
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçtiğimiz ay içinde ilaç üretiminde kullanılan etkin madde ve etkin madde üretiminde kullanılan ham maddelere uygulanan KDV oranının, yüzde 18′den yüzde 8′e düşürüleceğini bildirmiş taslağın Bakanlar Kuruluna gönderildiğini belirtmişti.

Düzenlemenin, Türkiye’de ilaç üretimini artırmanın amaçlandığını ifade eden Şimşek, ”Düzenleme, yerli ilaç üretimini teşvik edeceği gibi, cari açığın azaltılmasına da katkıda bulunacak” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Bulantının nedeni hamilelik mi apandisit mi?

Mar 24

Bulantının nedeni hamilelik mi apandisit mi?


Bulantının nedeni hamilelik mi apandisit mi?Bulantı, kusma, karında meydana gelen kramplar… Hamilelikte sıklıkla yaşanan bu sorunlar, patlamak üzere olan bir apandisitin ya da safra kesesinde bir taşın da göstergesi olabilir.  ntvmsnbcGüncelleme: 13:39 TSİ 19 Mart. 2012 Pazartesi

İSTANBUL – Hamilelikte ortaya çıkan şikâyetler apandisit patlaması ya da safra kesesi iltihabının belirtileri ile karıştırılabilir. Çünkü apandisit sorunu en çok şişkinlik, bulantı ve kusma gibi hamilelik şikâyetleri ile kendini gösterebilir. Hamilelikte acil ameliyat gerektiren bu sorunlar ise, anne ve bebeğe zarar vermeden ameliyatla çözülebilir.

Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Sertaç Demirel, hamilelikte patlayan apandisitin ameliyat gerektirdiğini söyledi. Demirel, “Her kişide ani ameliyat gerektirecek durumlar, hamilelik döneminde de ortaya çıkabilir. Hamilelik döneminde en çok görülen ve en sık ameliyatların gerçekleştiği durumlar akut apandisit ve safra kesesi iltihabıdır. Bunun dışında bağırsak düğümlenmesi, mide delinmesi ve fıtıkta boğulma gibi ender ortaya çıkan sorunlar da olabilir” dedi.

HAMİLELİK ŞİKÂYETLERİ APANDİSİT KRİZİNE BENZER
Anne adaylarının hamileliğin her döneminde yaşayabileceği bulantı, kusma, karın bölgesindeki kramp ve gaz sorunları, gerçekte bir apandisit patlaması ya da krizine işaret edebilir. Özellikle ağrı, aksi ispatlanana kadar apandisit gibi düşünülür ve hasta bu yönde takip edilir. “Apandisitten sonra hamilelik döneminde en çok ameliyat gerektiren sağlık sorunu safra kesesi taşları ve iltihaplarıdır. Bunda da batma ve sancı ile birlikte muayenede bazen safra kesesi ele gelmektedir” diyen Dr. Demirel, tanı yöntemleri hakkında şunları söyledi:

\n\n\n

APANDİSİTİN TANISI ÇOK ZOR
“Hamilelikte apandisitin tanısını koymak zordur. Çünkü ileri görüntüleme aşamaları olan bir tomografi anne ve bebeğe vereceği zarardan ötürü kullanılamamaktadır. Bu nedenle hamilelikte apandisit tanısı için yalnızca ultrason tercih edilir. Ancak onu kullanırken de rahmin büyümesi ile birlikte apandistin yerinin değişmesi ve bazen de kalınbağırsağın altına girmesi, çoğu zaman tanıyı zorlaştırır. Hastanın ağrısı, bulantı, kusma, kanda iltihabın yükselmesi gibi belirtiler doktor için belirleyicidir. Ancak doğru tanının konulmasında öne çıkan tecrübe ve hekimin klinik bilgisidir. El muayenesi ile birlikte, geçmiş vakaların üzerinden gidilerek vakayı o yönde değerlendirmekle sonuca ulaşılır.”

BEBEĞİN BÜYÜMESİ APANDİSİTİN YERİNİ DEĞİŞTİRİR
Dr. Demirel, apandisit tanısı konulurken hamilelik ayına göre değerlendirme yapmanın önemli olduğunu belirtti ve hamilelikte apandisit patlaması durumunda yapılacaklar ile ilgili şöyle konuştu: “Özellikle doğuma yakın dönemlerde rahim büyüdüğü için apandisit göbeğe doğru kayar. Ağrının da göbek seviyesine gelmesiyle apandisit sorunu düşünülür. Yani hastanın ağrısı göbek seviyesindeyse, apandisitin yukarı çıktığı ve ağrıya neden olduğu tahmin edilir. Böyle durumlarda ultrasonla tanı konulduktan sonra tedavi yoluna gidilir.

APANDİSİT PATLAMASI ANNE VE BEBEK İÇİN RİSKLİ
Apandisit patlaması fark edildiğinde karın içi enfeksiyon sorunları ortaya çıkabilir. Apandisit patlaması ve karın içi enfeksiyon nedeniyle çocuk ölümleri ve annenin de ciddi oranda yaşamını tehdit edebilen durumlar ortaya çıkabilir. Patlayan apandisit vakalarında o bölgenin iyi bir şekilde temizlenerek çocuk için zararlı olmayacak antibiyotik tedavisi ile müdahalede bulunulması gerekir.

HAMİLEYKEN AMELİYATTA SAKINCA YOK
Hamileliğin başından son aylarına kadar gerekli önemler alınarak operasyon yapılabilir. Ancak hamileliğin ilk aylarında düşük riski artar ayrıca hamileliğin ileri dönemlerinde bazı noktalara özellikle dikkat edilir. Bunlar rahme dokunmamak ve ona bir uyaran vermemektir. Çünkü böyle bir durumda erken doğum riski de ortaya çıkabilir.”

SAFRA KESESİ SORUNLARI İKİNCİ AMELİYAT NEDENİ
Hamilelikte ameliyat gerektiren en önemli ikinci sağlık sorununun ise safra kesesi iltihabı olduğunu belirten Demirel, “Akut bir sorun olması nedeniyle bulantı, kusma, şişkinlik ve ağrı gibi şikâyetlerle kendini gösterir. Ağrı, sırta ve omuza vuran bir karakterdedir. Muayene bulgularında da o bölgede safra kesesi iltihabını düşündüren bir durum olduğunda, bunun ultrasonografi ile teyit edilerek ameliyatı gerçekleştirilmektedir. Ameliyat kararı da gerçekten anne için gerekliyse alınır. Bazı durumlarda hasta ameliyat edilmeden ilaç tedavileri ile takip edilir. Böyle durumlarda doğru kararlar verilerek yapılan tedaviler ile anne ve bebeğin sağlığının tehlikeye atılmamasına özen gösterilir” dedi.

AMELİYAT SONRASI NORMAL DOĞUM YAPILABİLİR
Hamilelerin, ameliyat sonrası genel cerrahi ve kadın doğum uzmanları tarafından takibinin önemine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Sertaç Demirel,”Bu hastalar normal doğum da yapabilir. Ameliyat olmuş hamilelere mutlaka sezaryen önerilmez. Ancak hastanın yarası ıkınmadan dolayı önemli bir sorun çıkaracaksa sezaryen yaptırmaları uygun olacaktır” şeklinde konuştu.

Doğumu doğal haliyle yaşamak için

Mar 24

Doğumu doğal haliyle yaşamak için


Doğumu doğal haliyle yaşamak isteyenler için…Gerekmedikçe medikal müdahale yapılmayan, hastane ortamında ve doktor gözetiminde gerçekleştirilen ‘natürel doğum’ anne adaylarının ilgisini çekiyor.  ntvmsnbcGüncelleme: 16:09 TSİ 19 Mart. 2012 Pazartesi

İSTANBUL – Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeki Salar, natürel doğum yönteminin, doğum sürecinin doğal olarak kendiliğinden gelişmesine olanak sağladığını söyledi. Bu yöntem, hastane ortamında ve doktor gözetiminde gerçekleştirildiği için anne ve bebeğin sağlığı riske atılmıyor. Hastaneye geldiğinde anne adayından sadece kan testleri için kan örneği alınıyor. Bebek belli aralıklarla takip ediliyor. Bu süreç içinde anneye suni sancı denilen doğumu hızlandırıcı bir ilaç tedavisi verilmiyor. Anne adayına doğum egzersizleri yaptırılıyor. Anne doğum anına kadar hastanede kendi odasında ailesiyle birlikte oluyor. Doğum masasına alındığında gerekmediği sürece epizyotomi adı verilen kesiler açılmıyor. Doğum anne, bebek, hekim ve diğer sağlık ekibinin ortak çalışması sonucunda gerçekleşiyor. Doğum gerçekleşir gerçekleşmez bebek annesinin göğsüne yatırılıyor. Baba adaylarının da doğum salonuna girmesi durumunda anne-baba ve bebek arasında kurulan duygusal bağ daha güçlü oluyor ve “aile” kavramının temelleri daha sağlam atılıyor.

HAMİLELİK DÖNEMİNİN SAĞLIKLI GEÇİRİLMESİ ÖNEMLİ
Gerekmediği sürece cerrahi ya da medikal müdahale yapılmasa da her şeyin hastane ortamında, doktor gözetiminde yapılması büyük önem taşıyor. Hamilelik döneminde ise ilk başta ayda bir, daha sonra 15 günde bir, gebeliğin sonuna doğru haftada bir yapılması gereken gebelik kontrolleri ile anne adayının hem bedensel hem de psikolojik olarak hazırlanması gerekiyor. Hamilelere özel plates ve yoga yapılması yapılamadığı takdirde en azından günlük yürüyüşler ve yüzme gibi egzersizler doğum tarihine yaklaşıldığında ise solunum egzersizleri ile anne adayının bedensel olarak hazırlanması büyük önem taşıyor. Böyle bir hazırlık yapılmaması durumunda, sabır gerektiren bir süreç olan, doğum anne adayı için korkulu ve stresli bir süreç haline gelebiliyor.

NATÜREL DOĞUM HER ZAMAN MÜMKÜN OLMUYOR
Natürel Doğumun tercih edilemediği anne ve bebeğe özel bazı durumlar ise bebeğin iri olması, doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, bebeğin uygun pozisyonda olmaması, anne adayının ağrı eşiğinin düşük olması, doğum kanalının uygun olmaması, önceden yapılan sezaryen, doğumun ilerlememesi olarak sıralanıyor. Bu gibi durumlarda doğum sezaryen ile gerçekleştiriliyor.